2.03.2012
bir adı yok
O günden beri tek satır yazmadığım not defterime, aylardır yalnızlığa mahkum ettiğim günlüğüme ve sadece tek şarkının kayıtlı olduğu müzikçalarıma bakıp hatırlıyorum. kahrolası herkese ve her şeye rağmen.. istediğim bu değil!
resim
29.02.2012
yaşlı heyecan
Bir iş yapmak istendiğinde hemen atılırdı bir coşkuyla ve şevkle. Görenler, şahit olanlar onun bu coşkusuna hayran kalırdı; kalmamak da mümkün değildi zaten. Onun yanındakiler ondan güç alırdı, sanki totemleriydi onların. İşin bitiminde de aynı şeyler devam ederdi yorulmuyordu, gücü azalmıyordu. Çokça zaman yanında kalmama rağmen istediğimi sorabilmiş cevaplara ulaşabilmiş değildim. Öyle de kaldı. Aradan geçen uzunca senelerden geri beslediğim o hayranlık hala duruyordu. Aklıma geldiğinde sanki canlanıyordum. Bir pazar günü ansızın onu gördüm. Önce o olup olmadığı konusunda tereddüte düştüm lakin ta kendisiydi. Elimi omuzuna koydum geriye döndü bana baktı önce bir göz gezdirdi üstümde, baştan aşağıya süzdü beni. Ardından oturup bir yerde kahve içtik biraz konuştuk geçmişten. Ama bir şey dikkatimi çekmişti yaşlanan sadece bedeni değildi o coşkusu-heyecanı da yaşlanmıştı o da güç kaybetmişti. Aynı zamanda onu hatırıma getirirken bende oluşan canlılık da azalmıştı. Anlaşılan hayat onu yormuştu bu yorgunluk ondan heyecanını alamamış ama oldukça zayıflatmıştı. Soracağım onca sorudan vazgeçtim. Olanların insanı yormamasının mümkün olmadığını anladım. O zamanlarda yoruluyordu demek ama bunu yansıtmıyordu. Bir küheylan gibiydi son damlasına kadar gidecekti. Bu sefer içimde oluşturduğu duygu öncekinden daha derin bir duyguydu. Tıpkı onun heyecanı gibi yaşlı ama köklüydü. Yanımdan ayrılırken yüzümde oluşan tebessümde onun heyacanıydı.
resim
resim
6.02.2012
sevginin hüznü
Hüzünlü ruhlar benzer biriyle karşılaştığında huzur bulur. Bir yabancının yabancı bir diyarda başka bir yabancıyı gördüğünde sevinçle el çırpması gibi, şefkatle birleşirler. Hüzün ortamında birleşen yürekler mutluluğun zaferiyle ayrılmayabilir. Fakat gözyaşlarıyla yıkanan sevgi sonsuza kadar saf ve güzel kalacaktır.
Halil Cibran
resim
Halil Cibran
resim
16.01.2012
ilk aşk
Şehirler insanlar gibidir.Her ne kadar arkadaşınız dostunuz olursa olsun hep birileri daha farklıdır sizin için. Mesela ilk aşkınız.Şehirler de işte böyledir ne kadar yere giderseniz gidin, ne kadar yerde kalırsanız kalın hep bir yer burnunuzda tüter ve hasret duyarsınız.Tıpkı ilk aşkınız gibi..
resim
15.01.2012
adanmış şarkılar acıtır
13.01.2012
hep olduğu gibi
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer görebilirsem seni bir daha
felek artık sana güleceğim derse
anılar geçmişte kalmışsa
ve sonsuzluk özlemi bitmek üzereyse
öyle mahzun öyle perişan ve bitap
karşımda durup bana bakarsan
ay tutulmak üzereyse
hafiften bir yağmur çiselirse
hicran yerine mutluluğa bırakırsa
o üzüm gözler akıtırsa içten iki damla yaş
ve şairler aşkı yazmayı bırakırsa
bülbül artık gülden bıkıp
karanfile sevgi beslerse
çöldeki bedevi vahadan vazgeçmişse
şarkılar acıyı değil mutluluğu anlatırsa
ıslak bir örtü gibi serince ve narin
elin alnımdan çeneme doğru hafifçe kayarsa
o davudi sesin yankılanmışsa bir daha
üfleyip götürmüşse kulaklarımın tozunu
zaman seni maziden alıp getirirse
o eskiden olduğu gibi ellerin ıtır
o duruşun o sesin o bakışın
ve hala yüzünde duruyorsa sana son bakışım
ve nazını bırakmışsan rüyanda
ve boşalırsa tüm acısı bedenimin
boşalırsa ruhumun elemi
söyleyebilirsem söyleyebilirsen
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer maziden doğrulursa kirpikler
dalgalandırırsa saçlarını
uzak iklimlerden yabancı bir rüzgar
ardından alıp götürürse ruhumu semaya
bir müezzin sela için ellerini
kaldırıp kulağına götürürse
ılık bir su dükülüp bedenimden
karışırsa yağmurlara
senin varlığını farketmesede bedenim
fışkıracak artık seni
senden taşacak yüreğim
eğer her şey dönmüşse tersine
eğer görebilmişsem seni bir daha
işte o zaman
ben öleceğim
ruhum şad olacak
ve bermurad olacağım
artık tersine döndüyse alem
sultan ben olmuşsam bitmişse elem
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerde kaldın nerdesin demeyeceğim
ettiğin duaları dinlerken
sevinçi ve mahzun
gene o eskimeyen gülüşünü bekleyeceğim
ve sana bir kez daha
aşık olamasam da
seni bekleyeceğim
artık gülmüşse bana felek
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerdesin demeyeceğim
o eskimeyen gülüşünü
o sesini ve bakışını
ve hep olduğu gibi
seni bekleyeceğim.
eğer görebilirsem seni bir daha
felek artık sana güleceğim derse
anılar geçmişte kalmışsa
ve sonsuzluk özlemi bitmek üzereyse
öyle mahzun öyle perişan ve bitap
karşımda durup bana bakarsan
ay tutulmak üzereyse
hafiften bir yağmur çiselirse
hicran yerine mutluluğa bırakırsa
o üzüm gözler akıtırsa içten iki damla yaş
ve şairler aşkı yazmayı bırakırsa
bülbül artık gülden bıkıp
karanfile sevgi beslerse
çöldeki bedevi vahadan vazgeçmişse
şarkılar acıyı değil mutluluğu anlatırsa
ıslak bir örtü gibi serince ve narin
elin alnımdan çeneme doğru hafifçe kayarsa
o davudi sesin yankılanmışsa bir daha
üfleyip götürmüşse kulaklarımın tozunu
zaman seni maziden alıp getirirse
o eskiden olduğu gibi ellerin ıtır
o duruşun o sesin o bakışın
ve hala yüzünde duruyorsa sana son bakışım
ve nazını bırakmışsan rüyanda
ve boşalırsa tüm acısı bedenimin
boşalırsa ruhumun elemi
söyleyebilirsem söyleyebilirsen
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer maziden doğrulursa kirpikler
dalgalandırırsa saçlarını
uzak iklimlerden yabancı bir rüzgar
ardından alıp götürürse ruhumu semaya
bir müezzin sela için ellerini
kaldırıp kulağına götürürse
ılık bir su dükülüp bedenimden
karışırsa yağmurlara
senin varlığını farketmesede bedenim
fışkıracak artık seni
senden taşacak yüreğim
eğer her şey dönmüşse tersine
eğer görebilmişsem seni bir daha
işte o zaman
ben öleceğim
ruhum şad olacak
ve bermurad olacağım
artık tersine döndüyse alem
sultan ben olmuşsam bitmişse elem
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerde kaldın nerdesin demeyeceğim
ettiğin duaları dinlerken
sevinçi ve mahzun
gene o eskimeyen gülüşünü bekleyeceğim
ve sana bir kez daha
aşık olamasam da
seni bekleyeceğim
artık gülmüşse bana felek
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerdesin demeyeceğim
o eskimeyen gülüşünü
o sesini ve bakışını
ve hep olduğu gibi
seni bekleyeceğim.
11.01.2012
sekizinci gün ve bir parça tatlı hüzün
Sabahın o muhteşem ve bitmesini istemediğim serinliği bitti bitecek. Güneş yavaş yavaş tepeme dikilecek. Güneş gözlerini dikince dünyanın eli ayağına dolanıyor sanki. Yazın rehaveti her an çökmek üzere bedenime. Bir kaç hatıra canlanıyor gözümde. Ama geriye gitmek istemiyorum. Yok böyle olmaz bedenim hareket etmeyince ruhumda hareket etmiyor.
Annem-babam ve diğer bazı akrabalarla arabaya binip şehirden ayrılıyoruz. Ana yoldan yaklaşık bir kilometre gittiktenten sonra köy yoluna sapıyoruz. Güneş tam tepede duruyor. Köylüler çalışıyor. Ekinler biçilmiş, patozla ayrışma işlemi yapılıyor yer yer. Havada saman taneleri uçuşuyor. Güneş parlatıyor sayısız saman çer çöpünü. Küçükken o heyecanın ve alabildiğince sıcaklığın içindeydim.
Kıvrıla kıvrıla yol alıyoruz. Bir kaç çocuk sesi, kuş sesleri ve şırıl şırıl bir su sesi geliyor nehrin yanından geçerken. Köşeyi dönünce yalnız bir kavak ağacı dikkatimi çekiyor. Başı göğe ermek üzere; küçükkende var mıydı diye hatırlamaya çalışıyorum. Yalnız varlıklar hep dikkatimi çekmiştir. Bu yanlızlığını paylaşmak için fotoğrafını çekiyorum. Arkasında alabildiğince sarı renk ve bir hat buyunca kıvrım kıvrım ufka uzanan bir yeşillik. Sanki hayat yolunda ilerliyorum gibi. Anılar canlanıyor hatırımda..
Erik bahçemiz ilişiyor gözüme uzakta. Sadece o varmış gibi diğer herşey bulanıklaşıyor gözümde. Yeşil ve ekşi elmaları, o kapkara ve yiyene mutluluk veren böğütlenleri, salkım salkım ve uzun taneli üzümleri ve onların herbirinin o anlatılamaz lezzetleri ve verdiği mutlulukları canlandırıyorum hayalimde.
Ve karşımda kaybolan ihtişamıyla bir kısmı yıkık dükük köyüm. Mini bir saraydan farksız; bütün ovayı görebilen evimiz, doğduğum yer. Gözlerimin buğulandığını farkediyorum. Damlaların süzülmesüne engel olamıyorum. Arabadan iniyoruz yanlız ve heyecanla herkesten önce çıkıyorum rampadan eve ulaşmak için. İçeriye girmeden durup şöyle bir bakıyorum; gözümü açtığım dünyaya. Yavaştan çıkıyorum çatlamış merdivenleri. Sanki göğün basamaklarını çıkıyorum. Birinci avluda bir daha duruyorum ve birer damla yaş daha dökülüyor gözlerimden. İnanılmaz bir ferahlık geliyor ve hayat doluyorum. Bu hayattan mahrum bıralıp terk edilmiş, yerli yerinde yıllara meydan okumuş kesme taşlardan yapılan evimizin avlusunda. İyice baktıktan sonra çıkıyorum ve önümde koskocaman bir ova:hava sımsıcak, yer buharlaşıyor gibi uzaklarda. Ilık bir esinti yüzüme vuruyor.
Yazları, sıcağı ve güneşi neden sevdiğimi anlıyorum. Mükemmelliğin tasfirimden uzak olduğunu farkediyorum. Bir yudum soğuk su içiyorum yanımda getirdiğim o topraktan yapılma kaptan. Gökyüzüne doğru bir bakış atıyorum. Çekebildiğim kadar hava çekiyorum içime. Bu havayı vermek istemiyorum. Mümkün olmadığını biliyorum ama içimden çıkmasını istemiyorum. Çocukluğumda küçük olan şimdi dalları etrafı sarmış dut ağacının altında elime bir avuç toprak alıyorum. Kokluyorum; taptaze ve en güzel kahverengiye boyanmış. Elimden azar azar bırakıyorum yere.
Arabaya biniyoruz ve sırtımızı dönüp ayrılıyoruz hayata başaldığım yerden. Yeniden başlıyormuşum gibi. İçimde doyurulmamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder... Uzaklaşıyorum senden ve sana ne olacağını bilmiyorum. Bir daha seni görebilecek miyim? Geldiğimde sen nasıl olacaksın? Annem hatıralarını anlatıyor. Annemin canlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
İkindi vakti artık,akşama doğru usulca yaklaşıyoruz. Hayatımızın bir sayfasını bir daha geri almamak üzere çevirmek üzereyiz. Nehirden geçiyoruz gene, çocuk sayısı artmış. Gün tıpkı nehrin suyu gibi akıp gidiyor. Önce gürültülü sonra sessiz ve yavaşça. Akıp giden günler yine yeşerir mi? Bir başka baharda belki.'Öte dünya' diyorum kendi kendime. Evet bir umut kaplıyor beni ve sevinç hissediyorum her zerremde ve milim milim.
Bunlar bundan yedi gün önceydi. Şimdi ise Antalya'da deniz kenarında bir kafede yalnız oturuyorum. Dalgalar beni akşam sahiline azar azar taşıyor gibi. Güneş tam batma anında. Yarısı görünüyor burda diğer yarısıda köyümün üstünde. Meyve suyunu derince içime çekiyorum. Köyde/evimde çektiğim havanın yerine. Üfül üfül rüzgar esiyor. İçimde bir rahatlık, yüzümde içten bir gülümseme, günün bitimine dalıyorum.....
resim1 resim2 resim3
Annem-babam ve diğer bazı akrabalarla arabaya binip şehirden ayrılıyoruz. Ana yoldan yaklaşık bir kilometre gittiktenten sonra köy yoluna sapıyoruz. Güneş tam tepede duruyor. Köylüler çalışıyor. Ekinler biçilmiş, patozla ayrışma işlemi yapılıyor yer yer. Havada saman taneleri uçuşuyor. Güneş parlatıyor sayısız saman çer çöpünü. Küçükken o heyecanın ve alabildiğince sıcaklığın içindeydim.
Erik bahçemiz ilişiyor gözüme uzakta. Sadece o varmış gibi diğer herşey bulanıklaşıyor gözümde. Yeşil ve ekşi elmaları, o kapkara ve yiyene mutluluk veren böğütlenleri, salkım salkım ve uzun taneli üzümleri ve onların herbirinin o anlatılamaz lezzetleri ve verdiği mutlulukları canlandırıyorum hayalimde.
Ve karşımda kaybolan ihtişamıyla bir kısmı yıkık dükük köyüm. Mini bir saraydan farksız; bütün ovayı görebilen evimiz, doğduğum yer. Gözlerimin buğulandığını farkediyorum. Damlaların süzülmesüne engel olamıyorum. Arabadan iniyoruz yanlız ve heyecanla herkesten önce çıkıyorum rampadan eve ulaşmak için. İçeriye girmeden durup şöyle bir bakıyorum; gözümü açtığım dünyaya. Yavaştan çıkıyorum çatlamış merdivenleri. Sanki göğün basamaklarını çıkıyorum. Birinci avluda bir daha duruyorum ve birer damla yaş daha dökülüyor gözlerimden. İnanılmaz bir ferahlık geliyor ve hayat doluyorum. Bu hayattan mahrum bıralıp terk edilmiş, yerli yerinde yıllara meydan okumuş kesme taşlardan yapılan evimizin avlusunda. İyice baktıktan sonra çıkıyorum ve önümde koskocaman bir ova:hava sımsıcak, yer buharlaşıyor gibi uzaklarda. Ilık bir esinti yüzüme vuruyor.
Yazları, sıcağı ve güneşi neden sevdiğimi anlıyorum. Mükemmelliğin tasfirimden uzak olduğunu farkediyorum. Bir yudum soğuk su içiyorum yanımda getirdiğim o topraktan yapılma kaptan. Gökyüzüne doğru bir bakış atıyorum. Çekebildiğim kadar hava çekiyorum içime. Bu havayı vermek istemiyorum. Mümkün olmadığını biliyorum ama içimden çıkmasını istemiyorum. Çocukluğumda küçük olan şimdi dalları etrafı sarmış dut ağacının altında elime bir avuç toprak alıyorum. Kokluyorum; taptaze ve en güzel kahverengiye boyanmış. Elimden azar azar bırakıyorum yere.
Arabaya biniyoruz ve sırtımızı dönüp ayrılıyoruz hayata başaldığım yerden. Yeniden başlıyormuşum gibi. İçimde doyurulmamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder... Uzaklaşıyorum senden ve sana ne olacağını bilmiyorum. Bir daha seni görebilecek miyim? Geldiğimde sen nasıl olacaksın? Annem hatıralarını anlatıyor. Annemin canlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
İkindi vakti artık,akşama doğru usulca yaklaşıyoruz. Hayatımızın bir sayfasını bir daha geri almamak üzere çevirmek üzereyiz. Nehirden geçiyoruz gene, çocuk sayısı artmış. Gün tıpkı nehrin suyu gibi akıp gidiyor. Önce gürültülü sonra sessiz ve yavaşça. Akıp giden günler yine yeşerir mi? Bir başka baharda belki.'Öte dünya' diyorum kendi kendime. Evet bir umut kaplıyor beni ve sevinç hissediyorum her zerremde ve milim milim.
Bunlar bundan yedi gün önceydi. Şimdi ise Antalya'da deniz kenarında bir kafede yalnız oturuyorum. Dalgalar beni akşam sahiline azar azar taşıyor gibi. Güneş tam batma anında. Yarısı görünüyor burda diğer yarısıda köyümün üstünde. Meyve suyunu derince içime çekiyorum. Köyde/evimde çektiğim havanın yerine. Üfül üfül rüzgar esiyor. İçimde bir rahatlık, yüzümde içten bir gülümseme, günün bitimine dalıyorum.....
resim1 resim2 resim3
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




