bir damla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir damla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14.11.2012
kötümser
Bir vakit, çok sıkıldım. Artık iyi şeyler düşünmeyeyim dedim. Dedim çünkü ne hayal etsem güzel güzel süsleyip püslesem, ipe boncuğa dizsem olmayıveriyordu. Bende kötümser olayım ki, iyi şeyler olsun dedim.
Ama o da olmadı. En sonunda bari hayallerim kalsın diye düşündüm. Şunu fark ettim ki kötümser yoktur hayatta: herkes umduğunu ve beklediğini olacak sanır.
resim
2.06.2012
düşlenmeyen hayal
Hayat beklemiyor bizi
Bir zaman bir düş kurarsın
Sonra üzerini süslersin
Mükemmele yakındır artık
Sonra bir bakarsın ki
Rüzgarda savrulan kül gibi
Boğucu ve alabildiğince gri
Hep bir planın vardır kafanda
Binlerce taslak geliştirirsin
Nihayet en güzelini seçersin
O kadar uğraşmışsındır ki
Derman kalmamıştır dizlerinde
Ama hiç gerçek olmaz işte
Nedense bir tanecik planın
Sonra vazgeçersin bir gün
Dersinki kendi kendine
Artık hayal etmeyeceğin
Rüzgar savursun beni
İşte tam o anda anlarsın
Hayalsiz yaşanmayacağını
Karar verirsin veya vermezsin
Ama yaşayana kadar kovalarsın
Belki gerçekleşir diye hayalin
Olmadı mı... yenisi..
İşte hayatta tutan bu olur seni
Ve aynen bir hayal gibi olur hayatın
Ancak bu hiçbir zaman düşlemediğin bir hayaldir.
resim
23.05.2012
insan ve hikaye
Hayatta hep iletişim halindeyiz; mahallede, evde, yolda, alışverişte, okulda, iş yerinde... Ve hep birileri bizim hayatımıza girer birileri çıkar. Aynı şekilde bizde birilerinin hayatına girer veye çıkarız. Bu giriş çıkışlar çoğu zaman bize acı verir, bizi derinden etkiler. Hatta bazen dünyamız yıkılacak gibi olur. Ama bu bizim hikayemiz, insanlar bu hikayedeki kahramanlar-karakterlerdir. Bizde başkalarının hikayelerinde aynı konumdayız. Bazıları gitmek isteyecek, bazıları kalmak. Kimisi sessizce gidecek kimisi kırıp dökerek-gürültüyle. Bu ne onların hepsinin kötü olduğu anlamına gelir ne de bizim. Çünkü bizde başkaları için aynı konumdayız: farkında olalım veya olmayalım.. Her hikayede olduğu gibi bizi hep kollayanlar da olacak bize düşmanlık edenlerde. Bilmemiz gereken şeyse; hep iyi yönde ilerlemek ve herkesin bizimle aynı konumda olduğunu bilmektir. Mevkileri, malları, etkileri ve yetenekleri bizden çok ve üstün ya da bizden az olsa da bizden farklı değildirler: onlarda bizim gibi insan, onlarda sever, bağlanır, acı çeker, hüsrana uğrar, alışır, sevinir... bizim yaşadığımız her duyguyu onlarda yaşar. Bu da bizim ortak hikayemiz.
resim
resim
5.05.2012
24.03.2012
döngü ve denge
Seçme şansın var biliyorsun. Dişlileri değiştirebiliyorsun. Hamurundaki iyiliği atamazsın. Herkesi mutlu edemezsin. Amacını koru ve gülümse; gerisini iyi biliyorsun. Bilmiyorsan da bir gün öğrenirsin. Kafana takma çünkü mikrop gibidir bu. Vakti gelince seni bulur. Buna etki edemezsin. Sadece hayatını berbat edersin biliyorsun. Ve gerisi aynı gene...
resim
8.03.2012
2.03.2012
bir adı yok
O günden beri tek satır yazmadığım not defterime, aylardır yalnızlığa mahkum ettiğim günlüğüme ve sadece tek şarkının kayıtlı olduğu müzikçalarıma bakıp hatırlıyorum. kahrolası herkese ve her şeye rağmen.. istediğim bu değil!
resim
29.02.2012
yaşlı heyecan
Bir iş yapmak istendiğinde hemen atılırdı bir coşkuyla ve şevkle. Görenler, şahit olanlar onun bu coşkusuna hayran kalırdı; kalmamak da mümkün değildi zaten. Onun yanındakiler ondan güç alırdı, sanki totemleriydi onların. İşin bitiminde de aynı şeyler devam ederdi yorulmuyordu, gücü azalmıyordu. Çokça zaman yanında kalmama rağmen istediğimi sorabilmiş cevaplara ulaşabilmiş değildim. Öyle de kaldı. Aradan geçen uzunca senelerden geri beslediğim o hayranlık hala duruyordu. Aklıma geldiğinde sanki canlanıyordum. Bir pazar günü ansızın onu gördüm. Önce o olup olmadığı konusunda tereddüte düştüm lakin ta kendisiydi. Elimi omuzuna koydum geriye döndü bana baktı önce bir göz gezdirdi üstümde, baştan aşağıya süzdü beni. Ardından oturup bir yerde kahve içtik biraz konuştuk geçmişten. Ama bir şey dikkatimi çekmişti yaşlanan sadece bedeni değildi o coşkusu-heyecanı da yaşlanmıştı o da güç kaybetmişti. Aynı zamanda onu hatırıma getirirken bende oluşan canlılık da azalmıştı. Anlaşılan hayat onu yormuştu bu yorgunluk ondan heyecanını alamamış ama oldukça zayıflatmıştı. Soracağım onca sorudan vazgeçtim. Olanların insanı yormamasının mümkün olmadığını anladım. O zamanlarda yoruluyordu demek ama bunu yansıtmıyordu. Bir küheylan gibiydi son damlasına kadar gidecekti. Bu sefer içimde oluşturduğu duygu öncekinden daha derin bir duyguydu. Tıpkı onun heyecanı gibi yaşlı ama köklüydü. Yanımdan ayrılırken yüzümde oluşan tebessümde onun heyacanıydı.
resim
resim
16.01.2012
ilk aşk
Şehirler insanlar gibidir.Her ne kadar arkadaşınız dostunuz olursa olsun hep birileri daha farklıdır sizin için. Mesela ilk aşkınız.Şehirler de işte böyledir ne kadar yere giderseniz gidin, ne kadar yerde kalırsanız kalın hep bir yer burnunuzda tüter ve hasret duyarsınız.Tıpkı ilk aşkınız gibi..
resim
15.01.2012
adanmış şarkılar acıtır
13.01.2012
hep olduğu gibi
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer görebilirsem seni bir daha
felek artık sana güleceğim derse
anılar geçmişte kalmışsa
ve sonsuzluk özlemi bitmek üzereyse
öyle mahzun öyle perişan ve bitap
karşımda durup bana bakarsan
ay tutulmak üzereyse
hafiften bir yağmur çiselirse
hicran yerine mutluluğa bırakırsa
o üzüm gözler akıtırsa içten iki damla yaş
ve şairler aşkı yazmayı bırakırsa
bülbül artık gülden bıkıp
karanfile sevgi beslerse
çöldeki bedevi vahadan vazgeçmişse
şarkılar acıyı değil mutluluğu anlatırsa
ıslak bir örtü gibi serince ve narin
elin alnımdan çeneme doğru hafifçe kayarsa
o davudi sesin yankılanmışsa bir daha
üfleyip götürmüşse kulaklarımın tozunu
zaman seni maziden alıp getirirse
o eskiden olduğu gibi ellerin ıtır
o duruşun o sesin o bakışın
ve hala yüzünde duruyorsa sana son bakışım
ve nazını bırakmışsan rüyanda
ve boşalırsa tüm acısı bedenimin
boşalırsa ruhumun elemi
söyleyebilirsem söyleyebilirsen
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer maziden doğrulursa kirpikler
dalgalandırırsa saçlarını
uzak iklimlerden yabancı bir rüzgar
ardından alıp götürürse ruhumu semaya
bir müezzin sela için ellerini
kaldırıp kulağına götürürse
ılık bir su dükülüp bedenimden
karışırsa yağmurlara
senin varlığını farketmesede bedenim
fışkıracak artık seni
senden taşacak yüreğim
eğer her şey dönmüşse tersine
eğer görebilmişsem seni bir daha
işte o zaman
ben öleceğim
ruhum şad olacak
ve bermurad olacağım
artık tersine döndüyse alem
sultan ben olmuşsam bitmişse elem
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerde kaldın nerdesin demeyeceğim
ettiğin duaları dinlerken
sevinçi ve mahzun
gene o eskimeyen gülüşünü bekleyeceğim
ve sana bir kez daha
aşık olamasam da
seni bekleyeceğim
artık gülmüşse bana felek
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerdesin demeyeceğim
o eskimeyen gülüşünü
o sesini ve bakışını
ve hep olduğu gibi
seni bekleyeceğim.
eğer görebilirsem seni bir daha
felek artık sana güleceğim derse
anılar geçmişte kalmışsa
ve sonsuzluk özlemi bitmek üzereyse
öyle mahzun öyle perişan ve bitap
karşımda durup bana bakarsan
ay tutulmak üzereyse
hafiften bir yağmur çiselirse
hicran yerine mutluluğa bırakırsa
o üzüm gözler akıtırsa içten iki damla yaş
ve şairler aşkı yazmayı bırakırsa
bülbül artık gülden bıkıp
karanfile sevgi beslerse
çöldeki bedevi vahadan vazgeçmişse
şarkılar acıyı değil mutluluğu anlatırsa
ıslak bir örtü gibi serince ve narin
elin alnımdan çeneme doğru hafifçe kayarsa
o davudi sesin yankılanmışsa bir daha
üfleyip götürmüşse kulaklarımın tozunu
zaman seni maziden alıp getirirse
o eskiden olduğu gibi ellerin ıtır
o duruşun o sesin o bakışın
ve hala yüzünde duruyorsa sana son bakışım
ve nazını bırakmışsan rüyanda
ve boşalırsa tüm acısı bedenimin
boşalırsa ruhumun elemi
söyleyebilirsem söyleyebilirsen
eğer bir gün her şey tersine dönerse
eğer maziden doğrulursa kirpikler
dalgalandırırsa saçlarını
uzak iklimlerden yabancı bir rüzgar
ardından alıp götürürse ruhumu semaya
bir müezzin sela için ellerini
kaldırıp kulağına götürürse
ılık bir su dükülüp bedenimden
karışırsa yağmurlara
senin varlığını farketmesede bedenim
fışkıracak artık seni
senden taşacak yüreğim
eğer her şey dönmüşse tersine
eğer görebilmişsem seni bir daha
işte o zaman
ben öleceğim
ruhum şad olacak
ve bermurad olacağım
artık tersine döndüyse alem
sultan ben olmuşsam bitmişse elem
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerde kaldın nerdesin demeyeceğim
ettiğin duaları dinlerken
sevinçi ve mahzun
gene o eskimeyen gülüşünü bekleyeceğim
ve sana bir kez daha
aşık olamasam da
seni bekleyeceğim
artık gülmüşse bana felek
kopan feryatlar olmayacak umrumda
nerdesin demeyeceğim
o eskimeyen gülüşünü
o sesini ve bakışını
ve hep olduğu gibi
seni bekleyeceğim.
11.01.2012
sekizinci gün ve bir parça tatlı hüzün
Sabahın o muhteşem ve bitmesini istemediğim serinliği bitti bitecek. Güneş yavaş yavaş tepeme dikilecek. Güneş gözlerini dikince dünyanın eli ayağına dolanıyor sanki. Yazın rehaveti her an çökmek üzere bedenime. Bir kaç hatıra canlanıyor gözümde. Ama geriye gitmek istemiyorum. Yok böyle olmaz bedenim hareket etmeyince ruhumda hareket etmiyor.
Annem-babam ve diğer bazı akrabalarla arabaya binip şehirden ayrılıyoruz. Ana yoldan yaklaşık bir kilometre gittiktenten sonra köy yoluna sapıyoruz. Güneş tam tepede duruyor. Köylüler çalışıyor. Ekinler biçilmiş, patozla ayrışma işlemi yapılıyor yer yer. Havada saman taneleri uçuşuyor. Güneş parlatıyor sayısız saman çer çöpünü. Küçükken o heyecanın ve alabildiğince sıcaklığın içindeydim.
Kıvrıla kıvrıla yol alıyoruz. Bir kaç çocuk sesi, kuş sesleri ve şırıl şırıl bir su sesi geliyor nehrin yanından geçerken. Köşeyi dönünce yalnız bir kavak ağacı dikkatimi çekiyor. Başı göğe ermek üzere; küçükkende var mıydı diye hatırlamaya çalışıyorum. Yalnız varlıklar hep dikkatimi çekmiştir. Bu yanlızlığını paylaşmak için fotoğrafını çekiyorum. Arkasında alabildiğince sarı renk ve bir hat buyunca kıvrım kıvrım ufka uzanan bir yeşillik. Sanki hayat yolunda ilerliyorum gibi. Anılar canlanıyor hatırımda..
Erik bahçemiz ilişiyor gözüme uzakta. Sadece o varmış gibi diğer herşey bulanıklaşıyor gözümde. Yeşil ve ekşi elmaları, o kapkara ve yiyene mutluluk veren böğütlenleri, salkım salkım ve uzun taneli üzümleri ve onların herbirinin o anlatılamaz lezzetleri ve verdiği mutlulukları canlandırıyorum hayalimde.
Ve karşımda kaybolan ihtişamıyla bir kısmı yıkık dükük köyüm. Mini bir saraydan farksız; bütün ovayı görebilen evimiz, doğduğum yer. Gözlerimin buğulandığını farkediyorum. Damlaların süzülmesüne engel olamıyorum. Arabadan iniyoruz yanlız ve heyecanla herkesten önce çıkıyorum rampadan eve ulaşmak için. İçeriye girmeden durup şöyle bir bakıyorum; gözümü açtığım dünyaya. Yavaştan çıkıyorum çatlamış merdivenleri. Sanki göğün basamaklarını çıkıyorum. Birinci avluda bir daha duruyorum ve birer damla yaş daha dökülüyor gözlerimden. İnanılmaz bir ferahlık geliyor ve hayat doluyorum. Bu hayattan mahrum bıralıp terk edilmiş, yerli yerinde yıllara meydan okumuş kesme taşlardan yapılan evimizin avlusunda. İyice baktıktan sonra çıkıyorum ve önümde koskocaman bir ova:hava sımsıcak, yer buharlaşıyor gibi uzaklarda. Ilık bir esinti yüzüme vuruyor.
Yazları, sıcağı ve güneşi neden sevdiğimi anlıyorum. Mükemmelliğin tasfirimden uzak olduğunu farkediyorum. Bir yudum soğuk su içiyorum yanımda getirdiğim o topraktan yapılma kaptan. Gökyüzüne doğru bir bakış atıyorum. Çekebildiğim kadar hava çekiyorum içime. Bu havayı vermek istemiyorum. Mümkün olmadığını biliyorum ama içimden çıkmasını istemiyorum. Çocukluğumda küçük olan şimdi dalları etrafı sarmış dut ağacının altında elime bir avuç toprak alıyorum. Kokluyorum; taptaze ve en güzel kahverengiye boyanmış. Elimden azar azar bırakıyorum yere.
Arabaya biniyoruz ve sırtımızı dönüp ayrılıyoruz hayata başaldığım yerden. Yeniden başlıyormuşum gibi. İçimde doyurulmamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder... Uzaklaşıyorum senden ve sana ne olacağını bilmiyorum. Bir daha seni görebilecek miyim? Geldiğimde sen nasıl olacaksın? Annem hatıralarını anlatıyor. Annemin canlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
İkindi vakti artık,akşama doğru usulca yaklaşıyoruz. Hayatımızın bir sayfasını bir daha geri almamak üzere çevirmek üzereyiz. Nehirden geçiyoruz gene, çocuk sayısı artmış. Gün tıpkı nehrin suyu gibi akıp gidiyor. Önce gürültülü sonra sessiz ve yavaşça. Akıp giden günler yine yeşerir mi? Bir başka baharda belki.'Öte dünya' diyorum kendi kendime. Evet bir umut kaplıyor beni ve sevinç hissediyorum her zerremde ve milim milim.
Bunlar bundan yedi gün önceydi. Şimdi ise Antalya'da deniz kenarında bir kafede yalnız oturuyorum. Dalgalar beni akşam sahiline azar azar taşıyor gibi. Güneş tam batma anında. Yarısı görünüyor burda diğer yarısıda köyümün üstünde. Meyve suyunu derince içime çekiyorum. Köyde/evimde çektiğim havanın yerine. Üfül üfül rüzgar esiyor. İçimde bir rahatlık, yüzümde içten bir gülümseme, günün bitimine dalıyorum.....
resim1 resim2 resim3
Annem-babam ve diğer bazı akrabalarla arabaya binip şehirden ayrılıyoruz. Ana yoldan yaklaşık bir kilometre gittiktenten sonra köy yoluna sapıyoruz. Güneş tam tepede duruyor. Köylüler çalışıyor. Ekinler biçilmiş, patozla ayrışma işlemi yapılıyor yer yer. Havada saman taneleri uçuşuyor. Güneş parlatıyor sayısız saman çer çöpünü. Küçükken o heyecanın ve alabildiğince sıcaklığın içindeydim.
Erik bahçemiz ilişiyor gözüme uzakta. Sadece o varmış gibi diğer herşey bulanıklaşıyor gözümde. Yeşil ve ekşi elmaları, o kapkara ve yiyene mutluluk veren böğütlenleri, salkım salkım ve uzun taneli üzümleri ve onların herbirinin o anlatılamaz lezzetleri ve verdiği mutlulukları canlandırıyorum hayalimde.
Ve karşımda kaybolan ihtişamıyla bir kısmı yıkık dükük köyüm. Mini bir saraydan farksız; bütün ovayı görebilen evimiz, doğduğum yer. Gözlerimin buğulandığını farkediyorum. Damlaların süzülmesüne engel olamıyorum. Arabadan iniyoruz yanlız ve heyecanla herkesten önce çıkıyorum rampadan eve ulaşmak için. İçeriye girmeden durup şöyle bir bakıyorum; gözümü açtığım dünyaya. Yavaştan çıkıyorum çatlamış merdivenleri. Sanki göğün basamaklarını çıkıyorum. Birinci avluda bir daha duruyorum ve birer damla yaş daha dökülüyor gözlerimden. İnanılmaz bir ferahlık geliyor ve hayat doluyorum. Bu hayattan mahrum bıralıp terk edilmiş, yerli yerinde yıllara meydan okumuş kesme taşlardan yapılan evimizin avlusunda. İyice baktıktan sonra çıkıyorum ve önümde koskocaman bir ova:hava sımsıcak, yer buharlaşıyor gibi uzaklarda. Ilık bir esinti yüzüme vuruyor.
Yazları, sıcağı ve güneşi neden sevdiğimi anlıyorum. Mükemmelliğin tasfirimden uzak olduğunu farkediyorum. Bir yudum soğuk su içiyorum yanımda getirdiğim o topraktan yapılma kaptan. Gökyüzüne doğru bir bakış atıyorum. Çekebildiğim kadar hava çekiyorum içime. Bu havayı vermek istemiyorum. Mümkün olmadığını biliyorum ama içimden çıkmasını istemiyorum. Çocukluğumda küçük olan şimdi dalları etrafı sarmış dut ağacının altında elime bir avuç toprak alıyorum. Kokluyorum; taptaze ve en güzel kahverengiye boyanmış. Elimden azar azar bırakıyorum yere.
Arabaya biniyoruz ve sırtımızı dönüp ayrılıyoruz hayata başaldığım yerden. Yeniden başlıyormuşum gibi. İçimde doyurulmamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder... Uzaklaşıyorum senden ve sana ne olacağını bilmiyorum. Bir daha seni görebilecek miyim? Geldiğimde sen nasıl olacaksın? Annem hatıralarını anlatıyor. Annemin canlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
İkindi vakti artık,akşama doğru usulca yaklaşıyoruz. Hayatımızın bir sayfasını bir daha geri almamak üzere çevirmek üzereyiz. Nehirden geçiyoruz gene, çocuk sayısı artmış. Gün tıpkı nehrin suyu gibi akıp gidiyor. Önce gürültülü sonra sessiz ve yavaşça. Akıp giden günler yine yeşerir mi? Bir başka baharda belki.'Öte dünya' diyorum kendi kendime. Evet bir umut kaplıyor beni ve sevinç hissediyorum her zerremde ve milim milim.
Bunlar bundan yedi gün önceydi. Şimdi ise Antalya'da deniz kenarında bir kafede yalnız oturuyorum. Dalgalar beni akşam sahiline azar azar taşıyor gibi. Güneş tam batma anında. Yarısı görünüyor burda diğer yarısıda köyümün üstünde. Meyve suyunu derince içime çekiyorum. Köyde/evimde çektiğim havanın yerine. Üfül üfül rüzgar esiyor. İçimde bir rahatlık, yüzümde içten bir gülümseme, günün bitimine dalıyorum.....
resim1 resim2 resim3
9.01.2012
sekize bir kala
Zamanın akma hızına paralel olarak, çok hızlı yaşadığımı gördüm.
Birkaç şeyi fark ettim ve bildim.
En güzelinin arkanda ah vah edecek bir durum bırakmamak olduğunu
İnsanın çok şey yapmasının değil; yaptığı şeylerin, bitmişliği, sonuçları, o işi yapma aşkı ve hissederek yapma düzeyinin daha önemli olduğunu
En güzelinin arkanda ah vah edecek bir durum bırakmamak olduğunu
Bir işi yapmadan düşünmek gerektiğini, ince ince dokuyup çabuk pes etmemek gerektiğini fakat bıraktığının ardına düşülmemesi gerektiğini
İyi eylemlerin kötü durum oluştursa da kötü sonuç getirmediğini
İnsan hayatında şekil güzelliğinin geçici ve her an elimizden alınabilecek durumda olduğunu ve gözümüzde büyütmemek gerektiğini
Planladıklarımızın ve düşündüklerimizin az bir kısmını yaptığımızı
Amaçsızlığın insanı yalana ve kötüye çektiğini ve bir amacımız olması gerektiğini ve dua etmek kadar insanı rahatlatan ve huzur ve güç veren bir şey olmadığını öğrendim.
3.01.2012
tuhaf !!
-derdimizi anlatacak milyarlarca insan varken neden gelip buraya yazarız ki
-okulda,sokakta,parkta,alışverişte... bir sürü insan ile karşılaşmamıza
rağmen neden yalnızlıktan şikayet ederiz ki
-kimsenin mükemmel olmadığını bildiğimiz halde neden çoğu kişiyi yok sayıp,incitip mükemmeli isteriz ki
-bizden çok daha az paraya,giysiye,yiyeceğe ve imkana sahip
milyonlar olduğunu bildiğimiz halde neden sahip olduklarımızla mutlu olmayıp daha fazlasını isteriz ki
-bir haksızlığa uğradığımızda ve bize kimse destek çıkmadığında; derin acılar duyup ortalığı karıştırırken; haksızlığa uğrayan ve kimsenin destek çıkmadığı insanlar için ortalığı karıştırmasakta neden onlar için acı-üzüntü duymuyoruz.
-her şeyi bildiğimiz halde neden hiçbir şey yapmıyoruz!!!
görsel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












